|
|
![]() |
|
|||||||
| Fakir-i pür taksir Köşesi Değerli Üstada İthaf Olunur |
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler |
|
|
#1 (permalink) |
|
SANAT DOSTU
![]() Üyelik tarihi: Nov 2008
Bulunduğu yer: Kışın Kocaeli'nin Değirmendere beldesinde, daha çok da Avşa Adasında yaşıyorum
Mesajlar: 957
Thanks: 916
Thanked 929 Times in 133 Posts
![]() |
Ferideddin Attar ve Mantık al-Tayr
Ferideddin Attar, eserlerinde anlattıklarından anlaşıldığına göre, Hicrî 513 (M. 1119-1120) yılında Nişabur'da doğmuştur. Hekimlik ve eczacılık ile uğraştığından dolayı "Attar" mahlasını almıştır. Ölüm tarihi belli değildir. Yüz yılı aşkın yaşadığı rivayet edilir. Eserleri arasında, "Tezkiret-el Evliyâ", "Esrar-name", "Musibet-name", "Muhtar-name", "İlâhî-name", "Bülbül-name" ve daha birçok sayamadıklarımız vardır. En ünlü eseri ise, "Mantık el-Tayr" (Kuşdili) adlı kitabıdır. Bu eserinde "Vahdet-i Vücud" felsefesini kuş öyküleri ile anlatır. Bu eseri, tanınmış bilim adamımız Abdülbakî Gölpınarlı dilimize çevirmiş ve Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları tarafından 1. baskısı 1959, 2. baskısı ise 1962 yılında bastırılmıştır. Kitabın konusunu, Gölpınarlı Hocanın kaleminden ve kitabın önsözünde yazılı şekliyle nakledelim: Attar'ın eserleri arasında en meşhuru Mantık al-Tayr'dır. Bu kitap, bizim tercememize göre tam 4931 beyittir. Bütün eserde, arada münasebet düşürülerek (konuyla ilşkilendirilerek) anlatılan hikayeler de dahil olmak üzere, mantıkî bir teselsül (sıralama) vardır. Konu şudur: Kuşlar bir araya toplanıp "Bu zamanda hiç bir ülke padişahsız değil... Bundan böyle bizim de padişahsız kalmamamız lâzım. Padişahsız ülkede nizam, intizam olmaz. Kendimize bir padişah seçelim." diyorlar. Bu sırada Hüthüt geliyor ve kendisinin Süleyman Peygamber'in mahremi ve postacısı olduğunu söyleyip "Sizin zaten bir padişahınız var ama haberiniz yok. O bize bizden yakın da biz ondan uzakız. Daima padişah odur. Adı Simurg'dur. Binlerce nur ve zulmet perdeleri ardındadır. Gelin de onu arayıp bulalım" diyor. Kuşların her biri bir çeşit özür getiriyorsa da Hüthüt, hepsine de birer birer inandırıcı, kandırıcı doğru cevaplar veriyor. Bunun üzerine hepsi birden Hüthüdü kendilerine kılavuz yapıp yola düşüyorlar. Yolda hepsi yorgun, bitkin bit hale geliyor. Gene birer birer itiraza kalkışıyorlar. Hüthüt bıkmadan, yorulmadan her itiraza cevap veriyor ve önlerinde "istek, aşk, mârifet, istiğna, tevhit, hayret ve fakru fenâ" adları verilen yedi vadi daha bulunduğunu, burayı aştılar mı artık Simurg'a ulaşacaklarını söylüyor. Gene gayrete gelip yola düşüyorlar. Fakat kuşların kimisi yoldaki hicaplarda kalıyor, kimisi yem isteğiyle bir yere dalıyor, kimisi aç susuz can veriyor. Nihayet yüzlerce kuştan ancak otuz kuş bu vadileri aşabiliyor. Bunlar Simurg'u soruyorlar, tam bu sırada bir postacı gelipSimurg'u istediklerini anlayınca önlerine birer kağıt parçası koyup okumalarını söylüyor. Okuyunca bütün yaptıklarının bu kağıtlarda yazılı olduğunu görüp şaşırıyorlar. Bu sırada Simurg da tecelli ediyor. Fakat tecelli edenin kendileri olduğunu ve kendilerinin Simurg'dan, yani mana bakımından otuz kuştan ibaret bulunduklarını görüp büsbütün hayretlere dalıyorlar. Simurg'dan ses geliyor: "Siz buraya otuz kuş geldiniz, otuz kuş göründünüz. Daha fazla, yahut daha eksik gelseydiniz o kadar görünürdünüz. Burası bir aynadır!" Hasılı bu makamda hepsi Simurg'da fânî oluyorlar, artık ne yol kalıyor, ne yolcu, ne de kılavuz! Attar, Mantık al-Tayr'iyle temsilî bir surette "Vahdet-i Vücud - Varlık Birliği" inanışını anlatmaktadır.Kuşlar sâlikler, hakikat yolunun yolcularıdır. Hüthüt de kılavuzları, yani mürşittir. Simurg Tanrı'nın zuhur ve taayyünüdür ki bu zuhur ve taayyün, kendilerinden ibarettir ve gerçek birliğe ulaşan, halkın, Hakk'ın zuhuru, Hakk'ın da halkın bütünü olduğunu anlar.
__________________
Kıblegâh-ı kibriyâdır, kırma kalbin kimsenin. |
|
|
|
| 6 Kullanıcı Bu Mesajından Dolayı fakir-i pür taksir Kullanıcısına Teşekkür Etti.. | Birol AKDEMİR (07-07-09), MaSuM _ SiYaH (03-07-09), Narlı (07-07-09), Renklerin Türküsü (05-07-09), Yeşilyeşil (04-07-09), _GÜNEŞ_ (04-07-09) |
|
|
#2 (permalink) |
|
Moderator
![]() Üyelik tarihi: Dec 2008
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 2,691
Thanks: 2,276
Thanked 1,167 Times in 400 Posts
![]() |
Muhteşem bir anlatım tarzı ...
Bu öyküyü ucundan kıyısından duymuştum ama tamamını bilmiyordum. O sebeple defalarca aynı zevkle okudum . Teşekkürler Gavsi Abi ... Resim Kalemi de dışardan bakıldığında tek vücut
__________________
|
|
|
|
| Sponsor Reklam |
|
|
#4 (permalink) |
|
Moderator
![]() Üyelik tarihi: Dec 2008
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 2,691
Thanks: 2,276
Thanked 1,167 Times in 400 Posts
![]() |
Simurgdan bir alıntı:
"Kafdağı’nın ardında yaşayan ve padişahları olan Simurg’u bulmaktır. Hüdhüd kuşları uyarır. Bu yolculuğa çıkmanın ana şartı âşık olmaktır. ‘Aşık kimdir?’ sorusuna Hüdhüd ‘Âşık telef olmalıdır. Âşık kederini gizlemelidir. Âşık daima uyanık olmalıdır. Âşık sabırlı olmalıdır. Âşık gözü yaşlı. gönlü kırık olmalıdır. Âşık sinesi üryan, gönlü biryan olmalıdır. Âşık aklı ayaklar altına almalıdır. Âşık bedenini bir leş gibi sırtından atmalıdır. Âşık canını dişine takmalıdır. Âşık bütün sıfatlardan soyunmalıdır. Âşık. âşık olduğunu aşla bilmemelidir. ’ diye cevap verir. "... [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin TIKLAYINIZ...] ‘Eğildik Güneşin bürdesi düştü üzerimizden’. Yüzümüzde ikindiler birikir, dilimizde sözcükler Zamanın korkuluğunda bir kuş Gibi duruyordu evren An’ı dolduran imgelerin dumanıydı Yahut çağıltılı işaretler kervanı Orda… yaprakların altına yazıyordu kalbimizi. Başımızı döndüren kara taş oyunu Gibiydi hayat Eşiğimizde çılgın fırtına Yüzümüzde açılıp kapanan ölümün defteriydi sanki Yaz’ı tüketip yazı üretiyorduk hep Alnımızdakini görenler bile Biliyordu yaz(ı)ların bedevisi olduğumuzu Orda… her şey ve herkes savruk deniz halindeydi. Açılan temmuzun festivali Giydiğimiz güneş ve çayırların serinlik yüküydü Sözcükleri hüznün örsüne vurup Uğultular çıkaran bir vadiydi kalbimiz Yazın eskimiş çölünde Kayalara düşmeden kuşlar Yağmurları inci ve yakuttan işaretler bilirdik Biz yağmurları hep böyle bilirdik Orda… vedanın kanlı müziğinden önce. Gecenin maskesini kaldırıp nasıl Sabahla dökülürdük yollara Eşiğimizde çılgın bir fırtına Sorguların tahtı kurulurdu göğsümüzde Yüzümüz gülün Ve ölümün dokunuş kitabı, sonsözdü Güzeldi… Kayıptı baharın içimize değip çekilen sesi Sessizliğin rahmine akan fecir… Ve o t u z k u ş! (Simurg, İsmail Karakurt, MEB Yayınları, 1992 st.)
__________________
|
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Üyelik tarihi: Oct 2008
Bulunduğu yer: ANKARA
Mesajlar: 2,608
Thanks: 1,168
Thanked 2,195 Times in 555 Posts
![]() |
Attar, “ölümden sonraki ölümsüzlüğün sırrına” lâyık olacakların bilinciyle; ancak, bunları yazabilir Kuşdili olarak; sembolik lisanla!
Tabiî ki, okuyup da anlayanlara (!)... Kuşdili, mesnevî anlam ve kapsam olarak zengin bir sembolizmadır . Dışardan bakıldığında tek Vücut...masumun yazdığı gibimi ? İçerden bakıldığın da kuşdilimi.. acaba....? Daha daha çıkarabilirim burdan çok şey çıkaralımmı ? Çok güzel bir konu mutlaka birşeyler demek istediniz belki bunlardan başka başka.. Fakir Hocam ne dersiniz..?.
__________________
Gerçek Dostların, Gökyüzünde Melekleri Varmış, Yeryüzünde Biten Her Gerçek Dostluklar İçin, Gökyüzünde Melekler Ağlarmış... |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
|
Moderator
![]() Üyelik tarihi: Dec 2008
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 2,691
Thanks: 2,276
Thanked 1,167 Times in 400 Posts
![]() |
Simurg[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin TIKLAYINIZ...]
Simurg, bir masal kuşudur. Uzun boynunda beyaz bir halka bulunan, safran tüylü, güzel sesli, insana benzer kocaman bir kuş... Kuşların sultanıdır. Kaf dağının ardında yaşar. Efsaneye göre, kuşlar sultanlarını bulmak üzere toplanıp yola çıkarlar bir gün.. Yol uzun, yolculuk zorludur. “Aşk denizi”nden geçerler önce... “Ayrılık vadisi”nden uçarlar... “Hırs ovası”nı aşıp, “Kıskançlık gölü”ne saparlar... Kuşların kimi aşk denizine dalar, kimi ayrılık vadisinde kopar sürüden... Kimi hırslanıp düşer ovaya, kimi kıskanıp batar göle ... Yolculuk bittiğinde, Kaf dağının ardına sadece 30 kuş varabilmiştir. Sultanları Simurg’u bulamazlar orada... Sonunda sırrı sözcükler çözer: Farsça “Si” otuz demektir, ”murg” ise kuş... “30 kuş” anlarlar ki, aradıkları sultan, kendileridir. Ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur. [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak İçin TIKLAYINIZ...]
__________________
|
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
|
SANAT DOSTU
![]() Üyelik tarihi: Nov 2008
Bulunduğu yer: Kışın Kocaeli'nin Değirmendere beldesinde, daha çok da Avşa Adasında yaşıyorum
Mesajlar: 957
Thanks: 916
Thanked 929 Times in 133 Posts
![]() |
Mantık al-Tayr, sayfa 59, beyit 753'den itibaren:
Bülbülün Özrü Deli Bülbül sarhoş-sarhoş geldi... Öyle aşıktı ki adeta kendinden geçmişti...ne vardı, ne yoktu! Her nağmesinde bir anlam vardı... Her anlamda bir sır alemi gizliydi! Mâna sırlarına dair nâralar attı... Kuşlara diliyle öğüt vermeye koyuldu. Dedi ki: "Aşk sırları bende tamamlanmıştır. Her gece aşk sırlarını tekrarlar dururum. Fakat Davud gibi başına işler gelmiş birisi yok ki ona ağlıya-ağlıya aşk Zebûr'unu okuyayım. Neydeki feryad, benim sözlerimdendir... Çenkdeki nağme, benim feryadımdandır. Gül bahçeleri benim coşkun nağmelerimle coşar... Aşıkların gönülleri benim feryadlarımla dolup taşar. Her an, başka bir sır söylerim... Her dem, başka bir tarzda zikir ederim. Coşkunluğumu gören, elden avuçtan çıkar... Pek akıllı bile olsa sarhoş bir hale gelir. Uzun biryıldır, hiç bir mahrem göremedim... Bana eş olacak bir kimse bulamadım... Onun için sırrımı söylemiyorum. Fakat sevgilim, ilk baharda âleme güzelim misk kokularını saçınca, Gönlüm önunla sarhoş olur... Yüzüne bakınca her müşkülümü hallederim. Ama sevgilim yine gizlenince aşık bülbül, az söyler bir hale gelir. Çünkü herkes, sırrımı anlayamaz ki... Bülbülün sırrını şüphe yok ki yalnız gül bilir. Ben, gülün aşkına öyle daldım ki kendimi bile tamamiyle kaybettim, varlığımdan haberim yok. Bende gülün sevdası var... Bu sevda bana kâfi. Çünkü istediğim ancak güzelim gül. Bir bülbülün Simurg'a takatı olmaz ki... Bülbüle bir gül sevdası yeter. Sevgilim sadberk olunca nasıl olur da benim işim, hiç bir şeye aldırış etmemek olr? Şimdi gül, gönüller çeken bir dilber gibi açılıp da bütün âlem içinde güzel-güzel yalnız benim yüzüme bakıp gülerse... Gül perde ardından çıkıp yüzüme bakarak gülümsemeye başlarsa. Bülbül, birgececik bile öyle bir dudağı tatlı dilberin sevdasından nasıl vaz geçer... Buna nasıl tahammül eder?" Hüthüdün Bülbüle cevabı Hüthüt dedi ki: "Ey sûrete kapılıp kalmış olan, bundan ileri gitme... Artık bir güzel aşkıyla öyle nazlanıp durma! Gülün aşkı, seni nice dikenlere uğrattı... Neler etti,neler. Nihayet de seni işinden-gücünden alıkoydu. Kâmiller, geçici bir şeye sevdalanmadan usanır, bıkarlar. Gülün gülümsemesi sana tesir etti ama gece gündüz de seni feryadlara düşürdü... Ağlatıp inletti!" NOT: Dışarıdan bakınca tek vücud olma haline bir yanıt buldum sanırım: NAR! Vahdet içindeki kesret!.. Olabilir mi?..
__________________
Kıblegâh-ı kibriyâdır, kırma kalbin kimsenin. Konu fakir-i pür taksir tarafından (04-07-09 Saat 23:52 ) değiştirilmiştir.. |
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
|
Super Moderator
![]() Üyelik tarihi: Oct 2008
Bulunduğu yer: ANKARA
Mesajlar: 2,608
Thanks: 1,168
Thanked 2,195 Times in 555 Posts
![]() |
Nar gibi dışardan bakınca tek içi çokca.. neden olmasın...
çok güzel bülbülün özrü hüdhüdün de cevabı ..çok teşekkür ediyorum..
__________________
Gerçek Dostların, Gökyüzünde Melekleri Varmış, Yeryüzünde Biten Her Gerçek Dostluklar İçin, Gökyüzünde Melekler Ağlarmış... |
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
|
Moderator
![]() Üyelik tarihi: Dec 2008
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 2,691
Thanks: 2,276
Thanked 1,167 Times in 400 Posts
![]() |
NOT: Dışarıdan bakınca tek vücud olma haline bir yanıt buldum sanırım: NAR! Vahdet içindeki kesret!.. Olabilir mi?..
__________________ Nar olabilir... Ya bir küp içindeki suyun haline ne demeli ?
__________________
|
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
|
SANAT DOSTU
![]() Üyelik tarihi: Nov 2008
Bulunduğu yer: Kışın Kocaeli'nin Değirmendere beldesinde, daha çok da Avşa Adasında yaşıyorum
Mesajlar: 957
Thanks: 916
Thanked 929 Times in 133 Posts
![]() |
Su, çok daha sofistike bir örnek!
Nar zahirî, su ise batınî örnek oldu sanırım. Tebrikler!..
__________________
Kıblegâh-ı kibriyâdır, kırma kalbin kimsenin. |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
|
|
| Sponsor Reklam Alanı |